ANASAYFA

 
   KONSER
   KİTAP

 
  WORLD TOP 10
    MUZIKLINE

  MESAJ PANOSU


STAR ALBÜM RÖPORTAJ VCD DVD

  Naim Dilmener

Bu hafta röportaj konuğumuz Türk Pop Müziği Tarihi ile ilgili yazılarıyla, araştırmalarıyla, radyo programlarıyla tanıdığımız Naim Dilmener. Pop müziğimizin geçmişiyle bugünü hakkındaki bilgilerini, anılarını ve geniş müzik arşivini büyük bir alçakgönüllülükle tanıdığı herkesle paylaşabilen Naim Dilmener ile belkide dünyada bir ilke imza atarak mail aracılığıyla bir röportaj gerçekleştiriyoruz. Röportajımızın en önemli özelliği sürenin birkaç güne yayılmış olması. İlk sorularımıza aldığımız cevapları paylaşmaya başlayalım. Unutmadan; Naim Dilmener'in resmini "birzamanlar.net"ten aldık, mutlaka görmeniz gereken bir nostaljik site. Özlediğiniz isimlerle hasret giderebilirsiniz...

Muzikline- Duyduğunuzda hayran kaldığınız ilk şarkı hangisiydi, o andaki duygularınızı bugün nasıl tanımlıyorsunuz?

N.Dilmener- Sacha Distel'den "Kime Derler Sana Derler"... 1967 yılı, ben ortaokul birinci sınıftayım. Bir akraba evinde duydum, evin genc kızı dinleyip duruyordu. İlk gördüğüm 45'liktir de. Bizim evde yoktu ama dedemlerde pikap vardı ve 78'lik (yani taş plak) plak pek de yabancım değildi. Ama hep gazel - türkü gibi şeylerdi onlar ve bu nedenle gorduğüm plak hem boyut olarak (çok küçüktü ve bana oyuncak gibi gelmişti) hem de müzik olarak çok saşırtmıştı beni. Kulakları gazellere alışık biri olarak resmen çarpılmıştım. Bu şarkıyı hala çok severim. "İmkansız Aşk Hikayeleri" adlı hikâye kitabımı açan hikâye de doğrudan doğruya bu şarkıya yaslanır...

Muzikline- Zaman makinesi denen şu meret yapılsa, bugünkü teknolojiyle donatılmış bir stüdyoya geçmiş yılların seslerinden kimleri sokardınız, hangi şarkıları okuturdunuz?
Farzedelim ki, bir "best of" hazırlayacağız...

N.Dilmener- Ahh ahh!...
60'li, 70'li yılların şarkıcılarının yüzde 99'unu sokardım. Öyle iyi şarkıcılarmış ki. Yıllarca sahnede, o ya da bu orkestra ile tecrübe kazana kazana hepsi pilot gibi olmuş zamanında.
En çok en çok dersen, hayallerimden birkaç tanesini sayayım sana: Önce Hümeyra olsun isterdim. Onun icin Türk Pop'unun tarihinden bir 30 kadar şarkı seçer ve söyletirdim. Zamanında söylenmiş ama çok fazla da hit olmuş şarkılar değil, daha kenarda köşede kalmıs şarkılar. Hümeyra bir parlatırdı ki onları. Mesela; Lale Akat'tan "Aşkımızdı O", Özdemir Erdoğan'dan "Bahar Gelince", Gönül Akkor'dan "Bilemedim", İnci Çayırlı'dan "Postacı"... Daha neler neler. Bunları bir double disk olarak normal halleri ile çıkardıktan sonra bir de remix hallerini yaptırırdım. Hümeyra bütün bar ve diskoteklerde çınlasın diye. Çok sevdiğim Kıvanç K, Erol T ve Tansel Doğanay'a teslim edip beklerdim. İş bitince bir de ikili remix albüm çıkarırdım...

Şaşıracaksın ama, bir hayalim de Orhan Gencebay / Müslüm Gürses / İbrahim Tatlıses albümüdür. Birbirlerinin şarkılarını söylesinler, ikili - üçlü düet yapsınlar, yeni besteler olsun filan. Bir remix toplaması da bunlar icin... Gör bak o zaman Khaled maled kalıyor mu ortada.

Bir başka hayal:
Esengül ve Şükran Ay kutuları, on disklik falan. 8 normal disk + 2 remix disk. Şükran Ay'dan "Hani Söz Vermiştin Bana İçmeyecektin" ya da Esengül'den "Beterin Beteri Var", işin erbabı bir DJ'in elinde öyle lezzetli olur ki...
Zayıf kaldı dersen, bir de eski konser kayıtlarından birer DVD ekleyelim.

Hayal çok. Kutular, diskler, şatafatlı ambalajlar... 45'liklerin tıpkı basımından oluşan promo kutular. Tıpkı basım dedim de: Bunu da Muazzez Ersoy için geçirmiştim aklımdan. Hani "Nostalji" serilerini yaparken. Paraya kıysa demiştim içimden; o albümlerde soylediği toplam şu kadar şarkıyı, toplam su kadar 45'liğe bölüştürüp bassa, kapaklarında da, o şarkıcının o zamanki halini - plak kapağını yeniden tekrarlasa, yani aynı pozu remake etse. Bir kapakta Behiye Aksoy kılığında Muazzez Ersoy, bir diğerinde Gönül Akkor...
Bir dokundun bin ah isittin mi?

Muzikline- Hem de nasıl? Şu İbo, Orhan, Müslüm düeti çoğumuzun hayalidir aslında, ölmeden böyle bir güzellik yapsalar ne iyi olur. Roll dergisinin Mart sayısında yer alan Fairuz Derin Bulut röportajında da 70'li yılların özlemi vardı. Bugün müzik yapan gençler de yaşamadıkları o yılları özlemle anıyorlar. O yılların büyüsü neydi sizce? hazır o yıllara gitmişken biraz da Mardin yıllarını analım isterseniz. O yılların Mardin'inden neleri özlüyorsunuz?

N.Dilmener- Aslına bakarsan, o yılların Mardin'inden, ya da genel olarak o yıllardan bir şey özlemiyorum. Bütün "geçmis ile olan bağlarıma" rağmen, ben aslında "bugün"cüyüm. Bana dünyaları versen, değil geçmişe, düne bile dönmem, Allah korusun. O günleri yad etmek, onları hatırlamak, sevmek, saygı duymak ayrı, "ahh ne güzel günlermis, tekrar geri gelse o yıllar" demek ayrı. Ben bugünümü seviyorum, bugün gibi olacağını düşündüğüm yakın yarını da seviyorum, ama o kadar. Ne dün, ne de on yıl sonrası pek ilgilendirmiyor beni. Bugün dolu geçsin, keyifli olsun. Şu e-mail'leşme bile bunun işareti. Soru gelince seviniyorum, keyifle cevaplıyorum filan...

Düşünsene, mimari farklılık, çok renkli bir coğrafya filan tamam ama, tam bir yokluk mekanıydı Mardin, özlemek için deli olmak lazım. Aslında her yıl gidiyor ve birkaç gün kalıyorum. Sokakları, caddeleri gezip hüzünleniyorum. Ama dönerken de bir tuhaf kendine güven ve inançla donanıyorum, "nasıl olmuş da, oralarda kaybolmadan bugünlere gelebilmişim" diye düşündüğüm için. Belki de yaptığım bir tür terapidir.

Bazan üslup ya da dil adına abartıyor olabilirim ama geçmişle bağım böyle benim, zayıfça.

Muzikline- Madem öyle bugünden bahsedelim. Bugünün star'larını nasıl buluyorsunuz? Teoman'dan pek hoşlanmadığınızı biliyoruz (müzikal anlamda elbette). Nev'le ilgili yazdığınız eleştiri dikkat çekiciydi. O aralar henüz dinlemediğim bu isim açıkçası o yazınızdan sonra ilgimi çekti, nedir bu böyle diye merak ettim.İlk kez Ankara'da bir arkadaşımda dinlediğimde doğrusu bu ya, korkunç bir şey beklerken, gerçekten de pek yeni (new ) olmayan ama fena da olmayan bir şeyle karşılaştım. Nev'de bu kadar rahatsızlık duymanıza yol açan neydi, bir şeye tepki miydi? O yazı sonrası ne gibi tepkiler aldınız. bu arada Teoman'la ilgili yazılarınıza ya da konuşmalarınıza kızan fanları Radikal'in internet sayfalarında size olan kızgınlıklarını gösteriyorlar, ama sayıları çok fazla değil galiba:))

Cevabı bekliyoruz.....arkası yarın ya da bugün? :))

8 Nisan 2002 pazartesi, saat 16:53- beklenen cevap geldi:)

N.Dilmener- Kimileri beni 60 ve 70'li yıllara takılı kalmış saysa da öyle değilim.
Müziksiz geçirdiğim tek bir günüm bile yok. Bu nedenle her yeni çıkan şarkıcı ya da albümü mutlaka dinlemeye çalışırım. 90'lı yılların şarkıcıları için de aynı şeyi yaptım. Sevmediklerim elbette çok ama sevdiklerim de çok. "Olumsuz" eleştiri yazısı çok daha dikkat çekici, bu nedenle herkesin aklında o yazılarım kalıyor. Halbuki, günümüzün isimleri için de çok "olumlu" yazılar yazdım. Ama kimse övgüyü ciddiye almıyor, okunuyor ve geçiliyor, bu nedenle de akılda kalmıyor.
Sevmediklerimi boşver, sevdiklerimi sayayım: İzel (bütün solo dönemi), Ümit Sayın ( her iki albümü), Şahsenem (ilk albümü), Göksel (her iki albümü), (son iki albümü icin bir - iki ağır eleştiri yazmış olsam bile) Deniz Seki, Asya (her soylediği şarkı), Yıldız Tilbe (her şeyi, en ağır arabeskleri bile), Funda Arar (her iki albümü), Mor ve Ötesi, Mavi Sakal, Aylin Aslım, Cemali (her yaptıkları), Ece Ülker, Mirkelam (her yaptığı), SıfırBir (özellikle "Kırık Kalpler Klübu"), Replikas, Yaşar Kurt, Gökalp Baykal, Tarkan (çoğu şarkısı )...
Hatta Fulden Uras, hatta Demet Akalın ve hatta Petek Dinçöz (bu son saydigim üç isim "pop" yapıyor olduklarını hiç unutmamışlar. Hem kendileri hem şarkıları eğlenceli). Daha bir sürü isim sayabilirim. Sevdiklerim aslında çok uzun bir liste ve her yeni albümleri çıktığında heyecanla gidip alıyorum.

Nev yazısında ipin ucunu kaçırdığım çok söyleniyor ama bence öyle değil. Chantage grubundan Nev'in Türk Popu'nu yenileyecek bir calışma çıkaracağı söyleniyordu ve ben de herkes gibi heyecanla beklemekteydim. Önüme gelen albüm ise en hafif deyimle "sıradan" bir albümdü. Evet çok daha kötü albümler de vardı ama o tür albümlerden zaten bir şey ummayız. Bu albüm ile ilgili olarak beklentilerim epeyce fazlaydı. Belki uğradığım hayalkırıklığı, yazının üslubuna fazla sızmış olmalı. Ama albümü yayınlayan firmanın tanıtım kampanyasi bir parça saldırgandı ve sanki albümü "peşinen sevmiş olduğunuzu" varsayıyorlardı. "Cure üstü alaturka" yapmaya calışmış birinin albümüne; bir Hakan Peker, bir Gökhan Özen albümüne baktığınız gibi bakamazsınız. Onlar piyasa işi albümler yaptıklarını söylüyorlar, siz de o gözle bakıyorsunuz onlara ve ya "kötü olmuş" ya da "fena da değil" diyorsunuz. "YENI" bir şey yaptığınız iddiasındaysanız, her türlü eleştiriyi de goğüsleyebilmeniz gerekir. Başka türlüsü bana "mızıkçılık" gibi geliyor.

Bu yazı için epeyce küfür ve hakaret içeren mail geldi. Nev yeni bir isim ama epeyce "fanatik" hayran edinmiş olmalı. Aklı başında gözükenlere cevap verdim, diğerlerini "silinen öğeler"e transfer ettim. Ama gelen mail'lerin miktarı, Teoman'ın "Onyedi"si için yazdığım yazı için gelenler kadar değildi. Teoman'ın hayranlari çok aktif ve çok yırtıcı. Mail'leri silmeye yetişemiyordum ve her dakika "mail box'ınız dolmak üzere" mesajları alıyordum server'dan. Onların da coğu sertti ve büyük bir kısmı "sen Teoman'dan ne anlarsın eski 45'likçi moruk" havalarındaydı. Bir kısmına gülüp geçtim ama bir kısmı da canımı yaktı doğrusu. Haklı ya da haksız, olumlu ya da olumsuz, herhangi bir eleştiri yazısının böyle bir muameleye uğraması bana cok saşırtıcı gelmişti.Hala da öyle gelir. Üstelik, bu beni eleştirinin gücü konusunda da düşünmeye itti. Altı üstü bir yazının bu kadar gürültü koparabilmesi bana hâlâ cok mantıksız geliyor. Yazının gücünü abartmak, onu "fazla ciddiye almak" gibi bir durum var, bunlar da bunun sonuçları gibi.

Muzikline-Bu arada Naim Dilmener'in bir kişisel mail'i de ulaştı elimize, NTV'de "eleştirmenlik" konusunda bir program yapılacağından söz ediyor. Burada bunu yazdık, çünkü bu soruyu bir sanatçı ya da şarkıcı soruyorsa soru kendisine de yönelebilir...
Bizde Naim Dilmener'e bu konuda bir soru yönelttik;
Bu soru, yani NTV'deki tartışma programına neden olan soru, ardından bir refleks olarak bir başka soruyu getirmez mi?
Sizce "sanatçı nasıl olmalı, kafanızda bu tanım için belli bir kalıp var mı? veya böyle bir kalıp olmalı mı? birde şunu eklemek isterim, bu ülkede eleştirmenler "eleştirmeleri ve eleştirmemeleri gereken konular" diye bir listeye göre mi hareket etmek zorunda? Eleştirmen eleştireceği konuyu neye göre belirliyor?

aynı gün saat:17:03

N. Dilmener- Birilerini övdüğün, göklere çıkardığın sürece mesele yok, ama derecesi ne olursa olsun "olumsuz" eleştiri bütün savunma mekanizmalarını harekete geçiriyor. İş derhal "kişiselleştiriliyor" ve bu yazıyı yazmanız için özel bir nedeniniz olduğu düşünülmeye başlanıyor.
Teoman Chivi.com'da, Nev Aktüel'de, Deniz Seki ise Milliyet'te "problemli biri" olduğumu söylediler. Başka kaynaklar ise, Teoman ve Nev'e karşı özel bir düşmanlığım olduğunu söylüyor. Oysa ben onlarla tanışmadım bile. Bir yerde karşı karsıya bile gelmedim. İnsan hic tanımadığı birine karşı nasıl özel bir düşmanlık geliştirebilir ki? Yazı yazarken yalnızca albümden hareket ettiğinizi kimse kabul etmiyor. Çünkü ederse, albüme geri dönüp o söylediklerinizin ışığında yeniden yaptığına bir bakması gerekecek. Bunu da yapmıyor çünkü albümü ya da müziğinden son derece emindir.

Muzikline- Ülkemizde müzik kitapları pek fazla yayımlanmıyor. Bir,iki yayın evi bazı çeviri kitapları bastı bir de son günlerde gözümüze çarpan Yapı Kredi etiketli bir rock tarihi kitapçığı. Bu konuda neler söylemek istersiniz, bu alanda bir proje var mı? Bir "Türk Pop Müziği Tarihi" olabilir mi mesela? dDaha önce yayımlanan kitabınız vardı yanılmıyorsak, biraz bahseder misiniz kitaptan, neler vardı içinde?

9 NİSAN 2002 SAAT:18:19

N. Dilmener- Evet, ülkemizde konusu müzik olan çok az kitap basıldı. Ama konusu; sinema-tiyatro-plastik sanatlar... olan çok kitap da yok. Bu alanda yazılanların sayısı fazla olmadığı için böyle gözüküyor bu ama, aslında iş yayın evleri ile ilgili. Onlardan talep gelmediği için kimse yazmaya niyetlenmiyor. Ama yine de (pop muzik alanında) epeyce nitelikli kitaplar da yok degil. Metin Solmaz'ın "Türkiye'de Pop Müzik (Pan)" kitabı eşsiz bir kaynak. Orhan Kahyaoğlu'nun yakın tarihte basılmıs Bülent Ortaçgil incelemesi de öyle. İş Bankası yayınlarından çıkan Cumhuriyet'in Sesleri kitabı, özellikle Murat Meriç'in yazdığı "Türk Popu" kısmı da mükemmel...

Bana gelince: Daha önce yayımlanan iki kitabım var ama bunlar hikaye kitapları. Müzik ile bağları da yok değil ama sonuçta müzik üzerine kitaplar değil. Ama müzik üzerine birkaç projem var ve şu anda ikisi hızlı bir şekilde ilerliyor. Radyo D'nin yapımcılarından Hakan Eren ve sahaf Meral Altundal ile yıllardır üzerinde calıştığımız "45'lik Rehberi" nihayet bitiyor gibi. Türk Popu'nun 45'liklerinin bir araya geldiği bir kitap bu, dışardaki "singles guide" gibi bir sey. Bol fotoğraflı bir şekilde yayınlansın istediğimiz için henüz istekli bir yayın evi bulamadık, bekliyoruz. Diğer kitabi ise yalnız yazmaktayım. Adı, şimdilik "Hafif Türk Pop Tarihi". Kitabı İletişim basacak. Benim teslim tarihim Eylül 2002. Yarıladım sayılır. Zorlama tesbitlere, yorumlara girişmeden olup bitenleri, birazcık eğlenceli bir üslupla anlatmaya çalışıyorum. Gazete yazılarımı bir araya getirmek isteyen yayın evlerinin ise tekliflerini hiç kabul etmiyorum. Bir kısmı, o hafta yetişsin diye telaşla yazılmış yazılar onlar, arka arkaya bir kitaba dizilmesi bence çok gereksiz. Zaten orada sözünü ettiğim bir dolu ayrıntı bu "Tarih" kitabına kendiliğinden girecek.

Muzikline- Son sorumuz şu;
Bugünü yaşamayı sevdiğinizden ve geçmişe takılıp kalmaktan hoşlanmadığınızı belirttiniz, dahası dünü dünde bırakmanın daha iyi olacağını söylediniz. Gelecekle ilgili düşünceleriniz nedir? Yarının Türkiye'sinde sizce neler olacak? Gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan mutsuzluğun git gide arttığı ülkemizde, yarınlar sizin için ne ifade ediyor? Ali Rıza Binboğa'nın "Yarınlar Bizim" adlı şarkısı fonda çalsa ne iyi olurdu şimdi...

Herşey için teşekkürler, elinize, gönlünüze sağlık!

N. Dilmener- Belki de, gelecek ile ilgili olarak cok kaygili olduğum icin "bugüncü"yüm diyorum. Hem bizim ülke, hem de genel olarak dünya ile ilgili olarak olumlu hiç bir beklentim yok. Gelecek tamamen "karanlık" getirecek diye düşünüyorum. Baskı artacak, totaliter rejimler her yanı saracak, demokrasinin en iyi uygulandığı yer sayılan Avrupa bile görünürdeki "pembe" kılıfını sıyırıp asıl yüzünü göstermek zorunda kalacak. Zaten perişan ettiğimiz koca gezegenin arta kalanlarını da yiyip bitireceğiz. Diger canlıların köklerini kurutacak ve birbirimize düşeceğiz... Bunlar uzak gelecek...
Yakın gelecek ise bu kadar karanlık değil. Ama yine de bir umut yok. Hele ülkemiz için. Savaşlara bulaşacak, ekonomik anlamda daha da göçeceğiz. Bütün bunların hepsi de, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması için gerekçe sayılacak. Çizme sesleri yeniden çınlayacak etrafımızda. Baskıya, bağırmaya çağırmaya her zaman meraklı olmuş insanlar yonetecek bizi. Üstelik aç da olacağız. Aç ve açıkta. Bugünlerimizi çok arayacağız. Bu nedenle "bugün"ün tadını elden geldiğince çıkarmak gerekir.
 
Daha önceki Röportajlar:
1 - Umay Umay
2 - Burak Uçkun
3 - Georges Moustaki
4 - Serdar Öztop
5 - İlhan İrem 3.bölüm
6 - İlhan İrem 2. bölüm
7 - İlhan İrem
8 - John Lee Hooker (1917-2001)
9 - STARSAİLOR
10 - Naim Dilmener
11 - Eric Clapton
12 - Bülent Ortaçgil



Muzikline Arşiv

Üye Girişi
Şifremi Unuttum
Üye Olun

Sezen Aksu
Kaybolan Yıllar
Hümeyra
Sessiz Gemi
Mehmet Pekün
Zor Dostum

    VIDEO KLIP
   DOWNLOAD


    NOSTALJİ


  

  

  
   
© 2000 - 2002 muzikline.net-powered by  


Muzikline.net İçerik: Ediz