ANASAYFA

 
   KONSER
   KİTAP

 
  WORLD TOP 10
    MUZIKLINE

  MESAJ PANOSU


STAR ALBÜM RÖPORTAJ VCD DVD

  Burak Uçkun
Uzun süredir ara verdiğimiz "mail-röportaj"larımıza bir yenisini daha ekliyoruz. Geçtiğimiz günlerde "Altın Güvercin Şarkı Yarışması"nda bir kez daha birincilik elde eden, bugüne kadar birçok ulusal ve uluslararası başarı kazanmış genç sanatçı Burak Uçkun yeni mail-röportaj konuğumuz.
Bunca başarıya rağmen ismi nedense medyada pek fazla telaffuz edilmeyen hatta ödül kazandığı gece ajanslarda soyadı yanlış verilen şarkıcının müzikal başarısı, bu konudaki vurdumduymazlığımızı ve tutarsızlığımızı açıkça gözler önüne seriyor...

İşte Burak Uçkun'la röportajımızın ilk soru ve cevapları;

MUZİKLİNE-Röportaja başlarken müzikal geçmişiniz hakkında genel bilgileri almadan önce değinmek istediğim bir konu var; Yıllardır müzik yapan birisi olarak, hem de bunca ödülün sığdırıldığı dolu dolu bir müzik yaşamınız olmasına rağmen, medyada çok fazla yer almamanız, deyim yerindeyse "Medya Starı" olmamanız nasıl açıklanabilir?

-Çok fazla yazılıp çizilmediğine göre klasik bir soru olmayacak herhalde. Müziği yaşam tarzı olarak seçmeye nasıl karar verdiniz, ilk adımlar nasıl atıldı?

B.U- Evet, basında çok fazla yer almıyorum, "Medya starı" olmadığım da doğrudur. Aslında bunun birkaç sebebi var; Bence kişinin medya starı olmasına etken faktörlerin bir kısmı basının iradesinde, bir kısmı da kişinin kendi iradesindedir. Kendi iradenizde olan kısmı kişiliğiniz doğrultusunda kendiniz şekillendirebiliyorsunuz. Yani kendinizi nasıl tanıtmak istiyorsanız tanıtmak istediğiniz profili ekranlarda veya yazılı basında sergilersiniz. İster doğal ve gerçek kişiliğinizi, ister hedefleriniz doğrultusunda bürüneceğiniz gerçek olmayan başka bir kimliği sunarsınız. Bu tercih her zaman elinizdedir. Tercihiniz kişiliğinize ve hedeflerinize bağlıdır bence. Sunduğunuz malzeme basının ilgisini çekerse sizinle ilgilenir ve hakettiğiniz veya bazan haketmediğiniz ilgiyi üzerinizde bulabilir, popüler olabilirsiniz.Tabi basının ilgilendiği konular ve kişiliklerin niteliği de tartışılabilir. Ama bu da basının tercihi, halkın talebi doğrultusunda yapılan haberler olabilir, sonuçta yayını "haber" sattırıyor. Sertab'ın Eurovision'da aldığı başarının raitingi ile Petek Dinçöz'ün bol gaflı ve bol dekolteli bir haberinin raitingi yarışabilir. Farklı dinamikler var, birtakım çarklar var, maddi kaygılar, ticari kaygılar...
Benim solo albümümün çıktığı dönemde bir muhabir arkadaşla röportajda uzun uzun sohbet ettik, uzun ve çok güzel bir röportaj yapmıştık. Bu röportajın bir bölümünde bana şöhretin beni değiştirip değiştirmeyeceği sorulmuştu. Ben de kısaca dedim ki "değişmek insanın altyapısına bağlı. Bazı şeyleri de sonradan görmedim, değişeceğimi düşünmüyorum ama bunu şu anda lafla ıspatlama şansım yok, zamanla görebileceğiniz birşey. Ben küçüklüğümden beri kimseyi kendimden üstün veya kendimden küçük görmedim. Bu insanın yetiştirilme tarzıyla ilgili birşey. Küçükken ben sokaklarda sakız-çekirdek satan çocuklarla da arkadaşlık yapardım, diğer çocuklarla da. Hatta babamdan bana satmam için bir kutu sakız almasını istemiştim. Babam da ertesi gün almıştı, onlarla ben de bazan sokakta sakız-çekirdek satardım" demiştim. Ve bu röportajın sonunda yayınlanan tek haber şuydu: "Burak Uçkun'un ilk albümü çıktı.
Küçüklüğünde sokaklarda sakız ve çekirdek satan, sonra inşaat mühendisi olan ve şimdi albümünü çıkaran Burak Uçkun albümünden çok ümitli." Bu kadar... Basın haberi istediği gibi yansıtabiliyor. Türkiye'de genelde yaptığınız işe dikkat çekmek için bazı araçlar kullanmak gerekebiliyor. İşte "tercih meselesi" dediğim şey burada başlıyor. Hedeflerimin içinde "medya starı" olmak öncelikli değil. Müzik benim için bir tutku ve yaşam tarzı. Ama tabii ki müziğinizi insanlara ulaştırmak için tek araç da basın ve yayın organları. Sabırla doğru bildiğiniz yolda ilerlerseniz ulaşmak istediğiniz hedefe mutlaka ulaşırsınız. Bu konudaki düşüncelerimin özeti bu ama sorunuza gelince, benim medyada çok fazla yer almamamın benim elimde olmayan başka sebepleri de vardı:
2000 yılı kasım ayında Kiss Müzik'ten çıkan "İlk Aşkım" isimli solo albümüm şirket tarafından sadece 5000 adet basılabildi ve albümüm çıktıktan 10-15 gün sonra bağlı bulunduğum şirket çok büyük bir maddi sarsıntı geçirdi. Basılan albüm sayısı zaten çok düşüktü ve tükenen albümlerin yerine yenilerini basacak paraları yoktu. Kendi bestelerimden oluşan, o kadar emek verdiğim bu albümün başına böyle bir şanssızlık gelince benim yapabileceğim pek birşey kalmadı. Şirket faliyetlerini durdurdu. Bu durumda basına tanıtım da yapılmadı. Zaten müzik marketlerde, raflarda olmayan bir albümün tanıtımını yapmak da anlamsız olurdu. Basında yer almak için bir ürününüzün olması lazım. Tanıtacağınız birşeyler olması lazım, malzeme olmanız lazım. Benim malzemem "müziğim" ve "bestelerim". Skandallar, günübirlik medyatik aşklar veya sataşmalar, atışmalar bana göre değil. Yani medyada çok fazla yer almamamın sebebi aslında müzik şirketinin kapanması ve piyasada albümümün bulunmaması. Olmayan bir ürünün tanıtımı yapılmaz. İş olsun diye de ekranlara çıkmanın bir anlamı yok. Benim amacım "meşhur olmak" değil, "başarılı olmak". Müziğimle başarılı olmak, saygın bir noktada olmak. Medyatik olmakla başarılı olmak doğru orantılı değil bence. Ben medyatik olmamama rağmen kendimi çok başarılı buluyorum. Türkiye'de ve yurtdışında kazanılan 10 tane müzik ödülüm var, yurtdışında defalarca Türkiye'yi temsil ettim ve Türkiye'ye ödüllerle döndüm, "Voice of Asia" gibi zor bir yarışmadan 24 ülke içinde üçüncülük aldım ki bu yarışmada 3 gün üst üste 3 ayrı şarkı seslendiriyorsunuz ve 24 ülkeden gelen jüri sizi toplam performansınıza göre değerlendiriyor ve derecelendiriyor. Bunlar medyada yer almadı ama bu ödüller medya için değil, kendi kariyerim ve tecrübe açısından benim için önemli adımlardı. Ben o yarışmalarda hedeflerime ulaştım, dediğim gibi amaç "şöhret olmak" tan ziyade başarılı olmak. Onun için medyada şu sıralar yer almak veya almamak benim için çok fazla önemli değil. Yeni albümüm çıktığı zaman o albümümün başarılı olacağına eminim. Önceki albümüm benim elimde olmayan sebeplerden dolayı toprak altında kaldı. Yaptığım müzikten ve sesimden, yorumumdan eminim. Ben tatmin olduğum sürece, paylaşacak bestelerim ve yaratıcılığım olduğu sürece mutluyum. Uzun vadede medyada da saygın ve başarılı bir yer edineceğimi biliyorum. Selmi Andak'ın saygı albümünde birer şarkı seslendiren Sezen Aksu, Nükhet Duru, Özdemir Erdoğan, Zerrin Özer gibi dev isimlerin arasında kendi solo albümü olmayan ve tanınmayan tek şarkıcı olarak ben de bir şarkı seslendirmiştim. O albümde yer almam istendiğinde bu da benim için bir manevi tatmindi. Sonuç olarak benim tercihim yaptığım işi en iyi şekilde yaparak kendi yolumda ilerlemek. işin medya kısmı benim iradem dışında. Medyanın ve müzik şirketimin iradesinde. Şu an bir firmayla sözleşmem yok, eski firmamla bağlarımızı yeni kopardık ve yeni firmalarla görüşmelerim devam ediyor. Frmamın medya ile ilgili biriminin yapacağı çaşışmalar doğrultusunda yeni albümümün tanıtımı yapılacaktır mutlaka. O da firmanın uzmanlığı. Satış stratejileri, planlamalar vs, bunlar benim düşünmemem gereken şeyler bence. Ben bütün enerjimi müziğe vermeyi tercih ediyorum. Bu bir ekip çalışması ve daha önceki firmamda yaşadığım problemleri yaşamak istemediğim için doğru insanlarla, doğru ekiple çalışmayı istiyorum ve bu konuda kararlıım. Ben işimi dört dörtlük yapmaya çalışan biri olarak benim kadar titiz bir ekip olmadığı sürece sadece albüm yapmış olmak için, şöhret olayım diye albüm çıkarmayı düşünmüyorum. Doğru veya yanlış, benim çizdiğim yol bu doğrultuda. Prestij ve kalite benim için önemli.

B.U- Müziği yaşam tarzı olarak seçmeye nasıl karar verdim... Sanırım bu belli bir anda alınmış bir karar olmadı. Bu benim yapmış olduğum bir seçim değildi. Şöyle söyleyeyim, ilkokula giden bir öğrencinin çantasında ne bulunur? Defter, kitap, kalem kutusu... Benim çantamda bir de fazladan melodika bulunurdu. Ben okula melodikamı da götürürdüm. Çalardım.. Mızıka.. Bir enstruman gördüğüm zaman mıknatıs gibi çekerdi beni, mutlaka dokunmak isterdim, çalmak isterdim. O yaşlarda bile elime alma şansı bulduğum her enstrumanla o anda hemen bir şarkı çıkarabilirdim. Yani doğduğum günden itibaren müzik benim içideydi galiba. O beni seçti. Bu bir tutkuydu benim için. Daha ilkokula gitmeden önce 3-4 yaşlarımda çekilmiş fotoğraflarım var, koltukta oturmuşum, elimde oyuncak gitarım, onunla oynuyorum. Muhtemelen o oyuncağı almayı ben istemişimdir. Dediğim gibi, ilgimin ne zaman başladığını hatırlamıyorum, bu aşk doğduğum günden beri içimdeymiş gibi hissediyorum. İlkokuldan sonra ortaokulda okul korosu, okul korosunda akordeon çaldım, Sanat müziği konserleri.. Okul orkestrasında yer aldım. Ortaokul-Lise müzik öğretmenim Mahmet Serçeler'in üzerimde çok emeği vardır. Temel eğitim çok önemli. Müziği daha çok sevmemi sağladı. Kendisinden bir dönem özel piyano dersleri de aldım küçükken. Ben ortaokulda lisede tenefüslerde veya öğle tatillerinde öğretmenimden müzik odasının anahtarını isteyip piyanoyla uğraşmaktan zevk alırdım. Bu arada sporla da uğraşıyordum, okulun basketbol takımındaydım aynı zamanda. 6 yaşımdan beri de kayak yapıyorum, basketbol, kayak ve yüzme sporlarından çeşitli madalyalar aldım. Spor ve müzik benim için çok önemliydi. Tabi bunların en büyük sebebi ailemin bu konulardaki bana desteği. Ben şanslıydım yani. Lisede bir ara belediye konservatuarı sınavlarını kazandım, TSM bölümüne girdim ve gece eğitimine devam ediyordum. Üniversite sınavları yaklaşınca derslere daha çok yoğunlaşabilmek için bırakmak zorunda kaldım ama müzikten kopmadım. Inşaat mühendisliği tahsili alırken de grubumla çeşitli bar, otel ve gece klüplerinde sahne almaya başladım. Üniversiteye de bölüm birincisi olarak girdim ama okulum uzadı. Eğitimim boyunca da müzik her saniye yanımdaydı. Besteler yapmaya başladım o dönemde. Haftanın 3-4 günü şarkı söylüyordum. Okul bitince de İzmir'e döndüm ve mühendislik yapmaya başladım. Mühendislik yaparken de bir yandan "Maria Rita Epik Müzik Okulu" na devam ettim. Şan, piyano, solfej vs... Dersler aldım... O dönemde Dokuz Eylül Üni. Konservatuar müdürü Prof. Dr. Müfit Bayraşa ile tanıştım. Mühendislik yaparken müzik hala içimdeydi, şarkı yarışmalarına katıldım. Müfit Bayraşa ile katıldığımız Altın Güvercin'de hem birinci oldum hem en iyi yorumcu ödülü aldım hem de en iyi söz yazarı ödülü aldım. Sonra İstanbul'a taşındım ve burada finans üzerine yüksek lisans eğitimi aldım. Tabii müzik hayatımdan çıkmadı. O sırada yine çeşitli mekanlarda sahne alıyordum. Bunlardan birinde Kuruçeşme Divan'da bir programda benden sonra Nükhet Duru sahne alacaktı ve kulisten benim sesimi duyup çok beğenmiş. Orada kendisiyle tanıştık ve vokalistlik teklif etti. 1 sene kadar Nükhet Duru'yla çalıştım. Yani müzik benim hayatımın her döneminde yanıbaşımdaydı, o benim ilk aşkım.


MUZİKLİNE - Bir sanatçı gözüyle baktığınız zaman son yıllarda dünyada yaşanan politik gelişmeleri, Amerika'nın bilim kurgu filmlerindeki mantıkla gezegeni yönetme hevesini nasıl yorumluyorsunuz? Dünyada bunlar yaşanırken Türkiye'nin olaylara yaklaşımı ne olmalı, bu gidişattan memnun musunuz?
MUZİKLİNE -Ülkemiz insanının enteresan bir müzik anlayışı var. Her tarzda müziği bir arada kabul eden bir anlayış bu, "arabesk" dinleyen bir kişi "rock" da dinleyebiliyor, sanat müziği de, "hip-hop" da...İnsanımızın müzik türleri arasındaki bu incecik çizgilerle belirlenmiş git-gelleri nasıl açıklanabilir?

B.U-Politikayla pek ilgilendiğimi söyleyemem. Herkes kadar takip ediyorum, herkes gibi savaşa karşıyım. Bu konuda fikir yürütmek istemem. Ben sosyal içerikli şarkılar da yazmıyorum. Dünyayı bir bütün olarak görüyorum, sınırları görmüyorum. Herkesin de öyle görmesini diliyorum. Tabi ki savaşı kimse istemez. Ben sınırların sadece kağıt üstünde var olduğunu düşünüyorum.

Müziğe gelince... Evet, dediğiniz gibi ülkemiz insanının enteresan bir müzik anlayışı var. Ama bence müziğin kendisi zaten enteresan. Yani dünyanın birçok ülkesinde de aynı şey geçerli. Farklı tarzlarda şarkılar, aynı dinleyicinin beğenisini kazanabiliyor. Dünyadaki sanatçılar için de bu geçerli. Mesela Rod Steward, George Michael'in çıkardığı Jazz albüm.. Veya Robbie Willams'ın çok değişken müzik anlayışı... Sezen Aksu da zaman zaman değişiklikler, arayışlar, sentezler yapıyor. Arayışlar, denemeler sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada var. Halkın da sizin deyiminizle git-gelleri aslında sanatın ve sanatçının git-gellerine uyum sağlıyor. Bu arada arabesk dinleyen bir kişi rock da dinleyebiliyor, sanat müziği de, hip-hop da dediniz, evet... Bu çok normal çünkü aslında bunların hepsi müziğin ve hayatın içinde var. Dediğiniz gibi müzikte bu kategorilendirmeleri çok ince çizgiler ayırıyor ama dikkat ederseniz bugün pop müzik sanatçısı olarak sınıflandırdığımız birçok besteci aslında çok sayıda arabesk esere sahip. Arabesk melodiler ya da Türk Müziği makamları, melodileri kullanıyorlar sıkça. Örneğin Kayahan... Usta bir besteci, müthiş bir besteci. İnanılmaz sözler ve melodiler yazıyor. Ama bence birçoğunda arabesk tadı var. Bu çizgiyi çeken düzenlemeler ve yorumlar. Her tarzın güzel örnekleri var. Arabeskin de. Aynı zamanda çok kötü örnekler de var. Özellikle Türk Pop müziğinin içinde hit olmuş inanılmaz kötü şarkılar ve şarkıcılar var. Her tarzda müziğin bir dinleyicisi olduğu sürece her tarz müzik yaşamaya devam edecektir. Ama her sanatçı uzun vadeli kabul görmeyecektir. Sabun köpüğü şarkıcıları da dinleyici bu sektörde fazla barındırmıyor. Onun için aslında dinleyicinin güzel ile çirkin ayırımını aslında çok iyi yaptığını düşünüyorum. Sadece bazan yeni çıkan bir şarkı ve şarkıcının ağızına bir parmak bal sürüyor ve sonra aslında olması gereken konumlandırmayı yapıyor. Reklam ve inanılmaz akıllıca promosyonlar, empozeler bir yere kadar etkili oluyor, ondan sonra gerçekten iyi olan süzgeçten geçiyor. Diğer şarkı ve şarkıcılar eleğin üzerinde kalıyor ve yeterince işlenmedikleri sürece de o elekten geçemeyeceklerini farkedemiyorlar. Dünya döndükçe değişim devam ediyor. Müzik de değişiyor, şarkı da, şarkıcı da kendini değişime adapte ediyor ya da hayat tecrübesiyle duyguları değiştikçe, farklı duygularla tanıştıkça bunları farklı şekilde ifade etmeye başlıyor ki bu da değişim olarak bazan yadırganıyor, bazan kabul görüyor. Ama bence değişim iyidir. 50 yaşımda da beste yapmak nasip olursa, o yaşımda yapacağım bestelerimin ifade şekli ve içinde barındırdığı duygular herhalde 20 yaşımda yaptıklarımdan çok farklı olacaktır. Çok daha iyi olacaktır demiyorum, çok farklı olacaktır. Tadları birbirine karıştırmamak lazım ama her ikisinin de tadı çok güzel olabilir. Yemekte de 3 farklı yemek, üstüne tatlı yerken hepsinden aldığım haz başka oluyor yani. Tabi bu düşünceler hayatın her alanında geçerli değil, yanlış anlaşılmasın. :) Bazı duygular ve seçimler tek olmalı, onların yerini dolduracak hiçbir şey olmamalıdır. Su gibi. Suyun yerini hiçbir içecek tutamaz. O tektir, vazgeçilmezdir. Bilmem anlatabildim mi.. :) Herkes tad aldığı sürece istediği müziği dinlesin, müziğe, sanata destek versin isterim. Müzik dünyanın ortak dilidir, sadece bölgesel olarak aksanlar değişiyor. Kültürler değişiyor, zevkler değişiyor. Ama hepsi farklı tadlar bırakıyor.
Ben kendim de hem türkü, hem rock, hem hip-hop, hem jazz, hem sanat müziği dinleyenlerdenim. Hepsinden farklı şeyler alıyorum. Bana sıcak gelen her müziği ilgiyle dinliyorum ve birşeyler öğrenmeye çalışıyorum. Farklı müzikleri dinlerken farklı duygularımın açığa çıktığını hissediyorum. Tabi müzikal duygularımın da gelişmesini, genişlemesini sağlıyorlar.
Türkiye'de kendini defalarca kanıtlamış çok önemli bazı pop müzik bestecilerimiz şarkılarının yüzde doksanını "hicaz" makamında yapabiliyorlar. Çünkü başka makamda şarkı yapmakta çok zorlanıyorlar. Bazı bestecilerimiz de tek bir ritm üzerine kuruyorlar bütün bestelerini. O nedenle de dinleyicinin içinde bütün şarkılar birbirine benziyor gibi hisler oluyor bazan. Vizyon kazanmak açısından da dinleyicilerin ve bestecilerin, müzisyenlerin farklı tarzlarda müzik şarkı ve şarkıcıları beğenerek dinlemeleri bence güzel birşey. Tabii kendi türünde şarkı ve şarkıcı "iyi" ise. Emek, özen ve kalite çok önemli. Ve tabi ki sevgilerini, beğenilerini dile getirmeleri çok önemli. Desteklemelri çok önemli. En azından korsan kaset ve cd almayarak beğendikleri sanatçıları ve sektörü destekleyebilirler. (Sektörün şu anki şartlarında kösteklememek de bir çeşit destek değil midir?)

MUZIKLINE- Kendi başınıza kaldığınızda dinlemeyi tercih ettiğiniz tarzlar ve isimler kimler, illa dinlemem gerekir dediğiniz özel isimleri öğrenmek istiyoruz anlayacağınız...
Kitaplarla aranız nasıl, şu aralar okuduğunuz, bizlere de tavsiye edeceğiniz bir isim ya da isimler var mı? Bir de sizi "ilk etkileyen" bugün de büyük bir keyifle dinlerim, okurum, izlerim dediğiniz; albüm, şarkı, şarkıcı, film ve kitap hangisi, öğrenebilir miyiz?

B.U- Kendi başıma kaldığım zaman her türlü müziği dinliyorum. Bu bazan TSM, bazen Blues, bazan R&B... Bu aralar daha yoğun olarak R&B dinliyorum. Yeni albümde bu tadı taşıyan fakat bize yakın bir sentezle bu tarzı işlemeyi deneyeceğim. Bu nedenle şu sıralar bu tarzları daha çok dinliyorum. İsim sorarsan Justin Timberlake, Brandy, Christina Aguilera, bunların yanında "fado" dinlemek de bu aralar hoşuma gidiyor, Misia da tercihlerim arasında. Tabii ki "olmazsa olmaz" lar da zaman zaman beni dinlendiriyor, ilham veriyor. Yani Sezen Aksu'nun en eski şarkıları...

Kitaplarla aram iyi sayılır. Düzenli olarak yatmadan önce kitap okurum. Bir kitap kurdu olmasam da yatarken kitap okuma alışkanlığım var. Belli bir tarz tercihim yok, en son okuduğum kitap "Wilbur Smith- Hükmedenler". Albüm olarak beni etkileyen çok albüm var ama hala keyifle dinlediğim ve hiç bıkmayacağımı düşündüğüm albümlerden birisi Yanni'nin Acropolis konserinin albümü. Yanni'yi çok beğeniyorum. Film olarak şu an aklıma ilk gelen filmler "Star Wars" serisi ve "Baba"... Kitap ise "En Alttakiler"... Çok eski bir kitaptır ama hala aklımda..
Bu arada küçükken okuduğum kitaplardan da Mercan Adası ve Tom Sawyer hala aklımda. Ben biraz ayran gönüllüyüm galiba. Müzikte de kitapta da filmde de ufkumu dar tutmak istemiyorum, her tarz ve her çeşit film, kitap ve müziği zevkle takip ediyorum. Tabi vaktim elverdiğince. Bilim Kurgu, Macera, Biyografi, Pop, Rock, Klasik... Sanırım hala kendimi arıyorum ve ömür boyu da arayacağım. Çünkü her an yeni şeyler buluyorum ve bu hoşuma gidiyor...

 
Daha önceki Röportajlar:
1 - Umay Umay
2 - Burak Uçkun
3 - Georges Moustaki
4 - Serdar Öztop
5 - İlhan İrem 3.bölüm
6 - İlhan İrem 2. bölüm
7 - İlhan İrem
8 - John Lee Hooker (1917-2001)
9 - STARSAİLOR
10 - Naim Dilmener
11 - Eric Clapton
12 - Bülent Ortaçgil



Muzikline Arşiv

Üye Girişi
Şifremi Unuttum
Üye Olun

Sezen Aksu
Kaybolan Yıllar
Hümeyra
Sessiz Gemi
Mehmet Pekün
Zor Dostum

    VIDEO KLIP
   DOWNLOAD


    NOSTALJİ


  

  

  
   
© 2000 - 2002 muzikline.net-powered by  


Muzikline.net İçerik: Ediz